44

bayanlar nelerden çok kırılır

Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından iki ay öncedir. Veda haccı yolculuğundadır. Kadınların içinde bulunduğu kervan grubunun başında, Enşece isimli sesi güzel bir sahabi vardır. Yol boyunca Enşece bir ara şarkı -kaside- söylemeye başlar. Enşece’nin sesi son derece güzeldir. Enşece coştukça, develer de coşmaya başlarlar.
Kasidenin ritmi ile develerin ritmi de coştukça coştu. Bir ara develerin üzerindeki kadınlar düşme tehlikesi geçirdiler. Bunu gören Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: 
“Enşece develeri yavaş sür. Cam şişeler kırılmasın
Hz. Peygamber (s.a.v.) zarif bir benzetmeyle, kadınları ‘kırılgan cam’ lara benzetir. Kadınların nezaketine, zarafetine, özenle saklanmasına, darbelerden uzak tutulmasına, kırılganlığına, içinin – dışının bir olduğuna, saf ve katışıksız olduğuna dikkat çeker.
Kadınlar hakikaten de cam gibidirler. Bazen öteleri görmemize yardımcı olurlar. Şeffaftırlar. Siz kırmadıkça, hoyratça davranmadıkça tertemiz ve sağlam dururlar.
Kadınlar, can gibidirler. Sizden bir parçadırlar. Çünkü siz de onlardan bir parçasınız.
Kadınlar, annenizdir, bacınızdır, teyzenizdir, halanızdır. Kızınızdır, gelininizdir.
Kadına atılan her tokat, bağrına saplanan her hançer annenize, bacınıza saplanan bir hançer, yüzünüze atılan bir tokattır.
Kadınlara saygı gösterin. Onları üzmeyin. Onları kırmayın. Onları anlayın. Unutmayın sizi yaratan kudretli el, onları da yarattı.
Bu vesileyle kadına uygulanan şiddete bir mümin olarak bir insan olarak şiddetle karşı olduğumu söylemek isterim. Kadının yanında olacak her onurlu ve anlamlı gayretin yanındayım. Yanındayız. Yeter ki kadın da kendi onurunun farkında olsun istismar ettirmesin. Yeter ki, kadın haklarını savunurken kadını istismar eden istismarcılara fırsat vermeyelim.

***
Peygamberimiz (s.a.v) eşini nasıl dinledi?

Peygamberimiz (s.a.v.) hicretin 6. yılında yanına aldığı arkadaşlarıyla Medine’den yola çıkıp, Mekke’ye yönelir. Silahsızdırlar, ihrama girmişlerdir. Umre yapmak niyetindeler. İbadet için gidiyorlar.
Medine’nin yakınlarına gelirler. Mekkeliler, Peygamberimiz (s.a.v.)’i Mekke’ye sokmak istemezler. Silahlanırlar. Barış ve ibadet için gelen Müslümanlara karşı, saldırgan bir tutum içine girerler. Aslında her Arap, Kâbe’ye gelir ve tavaf yapardı. Mekkeliler buna engel olamazlardı. Bu, oturmuş bir gelenekti. Hz. Peygamber bunu anlatmak için damadı olan Hz. Osman’ı onlarla görüşmeye ve umre için izin istemeye gönderir. Ancak Mekkeli müşrikler kararlıdırlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’i Mekke’ye sokmayacaklardır. Durum gerginleşir. Mekkeliler saldırgan tutumlarını sürdürürler.
Nihayet Mekke’den kötü bir haber gelir. Gelen habere göre, barış görüşmeleri için giden Hz. Osman öldürülmüştür. Bunu haber alan Hz. Peygamber (s.a.v.) yanındaki 1500 civarındaki sahabesiyle bir ağacın altına çekilir. 

Ölüm üzerine yeminleşme 
Hz. Peygamber (s.a.v.), bütün sahabesiyle tek tek görüşür. Ağacın altında her sahabesiyle tek tek el ele tutuşurlar. Her gelen sahabe -Peygamberimizin arkadaşı- elini Hz. Peygamber (s.a.v.)’in elinin içine koyar ve yemin eder. Biat (bey’at) verir. Bu ölüm üzerine yeminleşmedir.
Eğer Hz. Osman gerçekten öldürülmüşse, sonuna kadar direnilecek ve imha olma pahasına da olsa Mekke’ye girilecektir. Bu biat’a, İslam tarihinde ‘rıdvan biatı’ adı verilecektir. Kuran-ı Kerim bu olayı anlatırken ‘Sana ağacın altında biat edenler’ (Fetih, 10,18-19) diyerek o güne ve o günün vefalılarına işaret eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) o güne katılan arkadaşlarını her zaman özel bir yerde tutacak. Onlara özel, bir manevi statü tanıyacaktır. 

Hz. Osman geri gelir 

Hz. Peygamber (s.a.v.) ve arkadaşlarının kararlılığını gören Mekkeliler göz hapsine aldıkları Hz. Osman’ı geri gönderirler. Salıverirler.
Daha sonra da Suheyl, adlı bir elçi gönderip meşhur Hudeybiye anlaşmasını imzalarlar. (Bu anlaşma ve bu anlaşmanın şartları ile tarihi dönüşümü tamamen ayrı bir yazı konusudur.) 
Anlaşma gereği Müslümanlar o sene hac yapmadan geri döneceklerdi. Bir sonraki sene umre için gelebileceklerdi. 

Peygamberimiz (s.a.v.)’in eşi devreye giriyor 

O sene umre yapamamak sahabenin son derece ağırına gider. Bunu kendilerine bir hakaret sayarlar. Bedeli ne olursa olsun Mekke’ye – Kâbe’ye – gitmek niyetindelerdir. Bunu düşünenlerin başında Hz. Ömer gelmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise sabretmelerini, geleceğin lehlerine olacağını ve anlaşmaya uymalarını söyler. Sonra da beraber getirdiğiniz kurbanlarınızı kesin Medine’ye döneceğiz talimatını verir.
Ancak, sahabe kurbanları kesmez ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’e karşı ‘pasif’ bir ‘direniş’gösterirler. Müthiş bir saygı çerçevesinde, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e karşı direnirler. Emri hemen yerine getirmezler. Ağırdan alırlar. Ama saygısızlık da yapmazlar. Gayeleri Hz. Peygamber (s.a.v.)’i etkileyip kararını değiştirmektir.
Peygamberimiz (s.a.v.) en daraldığı anlardan birisidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) çadırına girer. Bu yolculuk esnasında ,eşi muhterem annemiz Ümmü Seleme (r.a.) de yanındadır. Peygamberimizin üzüntüsünü görür. Sebebini sorar. Hz. Peygamber (s.a.v.) durumu anlatır ve sahabenin kurbanlarını kesmediğini belirtir. Ümmü Seleme annemiz şöyle der; “Ey Allah’ın elçisi! Arkadaşlarınız sizi zorlamak niyetiyle direniyorlar. Siz kurbanınızı kesiniz. Bakınız , herkes kurbanını kesecek ve direnme bitecek. Sahabe, sizin kararlılığınızı görünce direnmekten vazgeçecektir. Onlar, bu yıl Mekke’ye girememeyi, bir aşağılanma olarak gördükleri için böyle davranıyorlar der.
Hz. Peygamber (s.a.v.) karısını, Ümmü Seleme (r.a.)’yi dinler ve kurbanını keser. Hakikaten de Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kararlılığını gören sahabe, artık kararın değişmeyeceğini görünce üst üste yığılırcasına kurbanlarını keserler. Ve Medine’ye dönüş hazırlıklarına başlarlar.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kendisine Cebrail’den bir vahiy – ilahi emir – gelmemesine rağmen, eşinin işaret ve tavsiyesine uygun hareket etmesi elbette son derece önemlidir. Olay, Kadınlarımızın etkinliği, saygınlığı, itibariyle son derece önemlidir. Ders vericidir. Kadınlarımızla, eşlerimizle istişare etmek danışmak ve isabetli olan kararlarını uygulamak bizi yüceltir. Küçük düşürmez.
Kız alırken, kız verirken, ev değiştirirken, işyeri açarken, önemli kararlar alırken eşinize danışmayı asla ihmal etmeyiniz. Bu bir Peygamber geleneğidir. Sünnettir.

***
İhtiyar kadınlar cennette nasıl olacaklar
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in dadısı Ümmü Eymen çok özel bir kadındı. Aşırı esmer olan Ümmü Eymen’in peygamberimiz üzerinde derin etkisi vardır. Bu nedenle de bir seferinde Peygamberimiz, kim cennetten bir kadın almak isterse Ümmü Eymen’le evlensin buyurmuştur. Peygamberimizin evlatlığı diye anılan Hz. Zeyd, Ümmü Eymen ile evlenmiştir. Bu evlilikten Usame bin Zeyd doğmuştur.
Bir gün Ümmü Eymen peygamberimizi ziyaret eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) Ümmü Eymen’e şöyle der: “Kocamış – ihtiyar – kadınlar cennete giremez” 
Bunu duyan Ümmü Eymen (r.a.) bu sözün şakadan söylendiğini anlamaz ağlayarak dışarı çıkar. Hz. Peygamber (s.a.v.), hemen Hz. Ümmü Eymen’i geri çağırır. Niye ağladın der. Hz. Ümmü Eymen’de; siz ihtiyar kadınlar cennete giremez dediniz. Onun için ağladım cevabını verir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Ümmü Eymen’e bu sözü latife niyetiyle söylediğini ilettikten sonra şöyle buyurur: “Evet ihtiyar kadınlar, ihtiyar halde cennete girmeyecekler. Onlar gençlik dönemine döndürülmüş olarak, birer genç olarak cennete gireceklerdir.”
Peygamberimiz (s.a.v.) şakalaşırdı. Ama O şakalaşırken bile doğru konuşurdu.
***
Kadını dövmekten utanmıyor musunuz?
Medine’de bazı erkekler eşlerine şiddet uygularlar. Bir müddet sonra bu hal, dayanılmaz bir noktaya gelir. Kadınlar bir araya gelip Hz. Peygamber (s.a.v.)’e durumlarını iletmek isterler. Bunun için de aralarında temsilciler seçerler. Ve bu temsilcileri Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gönderirler.
Peygamberimizin evinin önüne gelen bu kadınlar, Hz. Peygamber (s.a.v.) ile görüşmek istediklerini Hz. Aişe (r.a )’ye iletirler.
Hz. Peygamber (s.a.v.) kadınlarla görüşür. Onların sözlerini dikkatle dinler. Şikayetlerine hassasiyet gösterir ve onları evlerine gönderir.
Daha sonra da müezzini olan Hz. Bilal (r.a.)’e haber gönderir. İnsanları mescide çağırmasını emreder.
Hz. Bilal (r.a.) mescidin üstüne çıkıp çarşı eşrafını ve halkı mescide çağırır.
Bu, olağanüstü bir çağrıdır. Olağanüstü bir davettir. Çünkü ancak Medine’ye bir saldırı olduğu veya önemli bir felaket olduğunda namaz vakitlerinin dışında böyle bir çağrı yapılırdı.
Halk camiye doluşur. Peygamberimiz (s.a.v.) minbere çıkar. Allah’a hamd ettikten sonra son derece dikkat çekici ve sert bir konuşma yapar.
Kadınların şikayetini dile getirir. Kadınları neden dövdüklerini sorar. Cemaati cidden sarsar. Ve şu anlamlı cümlelerle o günkü sıra dışı konuşmasını tamamlar: 
“Sizler, gündüz kadınları birer köle gibi dövüyor ve sonra akşam yataklarına giriyorsunuz, (bundan utanmaz mısınız). Ben sizin için iyi bir örnek değil miyim. Vallahi ben asla bir kadını veya köleyi dövmedim. Ben, içinizde ailesine en iyi davranış göstereninizim.”
 
Kadına şiddet uygulamak haramdır. Günahtır. Yakışıksızdır. Zulümdür. Ahiret günü mutlaka sorgulanacak bir kul hakkıdır. Unutmayalım ki kadınlarımız bizim cennet arkadaşlarımızdır. Yanlış yaparsak onlar cennete biz başka yere gidebiliriz…
Not; Dosta Doğru Programımız artık perşembe akşamları saat 23.15’te, canlı yayında atv’de olacak.. Yeni saatimizde, atv ekranlarında buluşmak üzere.

71 okunma

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sesli sohbet Sesli siteler Kameralı sesli bayan sohbet